Çeperdekiler, Çeperler ve Çeperçiler

artum dinc

OyanNews:

Artum DİNÇ

Sunumuma başqalarını xor görmeyib ötekileşdirmeyen ve sadece öz özlüyünü yaşamaq isteyenlerin vérdikleri mücadilenin deyerini anımsayaraq başalmaq isteyirem.

Önce E. M. Cioran’dan uzun bir cümle:

“Eslinde her fikir yansızdır, ya da éle olmalıdır, ama insan onu canlandırar, alovlarını ve cinnetlerini yansıdar ona; saflığını itirmiş, inanca dönüşdürülmüş fikir, zaman içindeki yérini alar, bir olay çéhresine bürüner: Mentiqden sara xesteliyine géçiş tamamlanmış olar … İdeolojiler, doktrinler ve qanlı şuxluqlar bélelikle doğularlar.”

Zéhinsel ve davranışsal çeperler néce hörülür?

İçinde bulunduğumuz çağın şertleri gereği insanoğlu; birey olaraq doğulmaqda ve yaşamı boyunca bezi özellikler qazanmış ya da qazandırılmış bir şexsiyet olaraq ölmekdedir. Ölen şexs:

  • Bir mütleq heqiqet anlayışına inanan ya da héçbir mütleq heqiqet anlayışına inanmayan,
  • İdeolojiler ve zövqler çemberinde bir şéyçi ya da héçbir şéyçi olar,
  • Sözüm ona yaxşı bir meslek, bir béceri sahibi ya da niteliksiz bir işçi,
  • Bir varlı ya da bir yoxsul ya da bunların héçbirisi, bir başqa açıdan baxılarsa da her ikisi,
  • Bir ezen/sömüren ya da bir ezilen/sömürülen ya da ne ezen ne de ezilen, bir başqa açıdan baxılarsa her ikisi de,
  • Bir ana, bir ata, bir évlad, bir sévgili, bir éş ya da bu kategorilerin héçbirisine sığmayan,

bir şexsiyet olaraq öler. Bu kategorik çerçeveleri oluşduran deyişkenler artdıqca, süfet ve özellik çéşidleri de artar.

Kant’ın dédiyi kimi, bu çağın insanı sadece bilen déyil, éşanlı olaraq éyleyendir de. Bu bilen, éyleyen ve éyleden insanın; umumiyetle, belirsiz aydınlıqdansa, belirlenmiş qaranlığı yéylemekde olduğu görünmekdedir. Belirsizlik qorxusunu aşmaq ve obiri canlılar kimin qalıbını qorumaq ve çévresinde olub bitenleri denetleyebilmek üçün, deyişen sürecler haqqında bilgi sahibi olmaq ister. Bilme olanaqları ve aracları yétersiz qalınca da çoxu durumda inanmaya üz tutar.

Günümüz toplumlarında toplumsal olğular ve görüngülerle ilgili yalın bilgiler çéşidli güc odaqları ya da merkezlerince işlenilerek tasarlanmış bilgiye ve söyleme dönüşdürülmekdedir.

Meselen: “et insan üçün bir besin qaynağı olabiler mi?” sorusu yalın bir soru sayılabiler. “Beli et insan üçün bir besin qaynağı olabiler.” Cevabı da yalın bir cevab sayılabiler.

Ama insanoğlunun yaratdığı “doğru-yanlış” oyunları: meselen çéşidli “évren açıqlama modélleri” ya da “mütleq bir doğru inancı” ya da “bir böyük ülkü” kimin ereksel (téléolojik) épistémik (meréfeti) sistémler bu yalın bilgileri öz başına buraxmazlar. Güc merkezlerinin çıxarları/menfeetleri gereyince bu yalın bilgiler üzerinde işleniler, biçimlendiriler ve söylem qalıblarına büründürüler. Her söylem qalıbı, öz éylem qalıblarını da yanında getirer. Bu éylem qalıbları iqtisadi rabitelere, idari programlara, din işlerine ve gündelik yaşamda insan ilişkilerine uyarlanar. (Weber’in éylem tiplemesi: Geleneksel, Duygusal, Deyersel-ussal ve Amaçsal-ussal)

Misala dönersek; etin insanoğlu üçün bir besin qaynağı olması:

  • Bezi dinler, ideolojiler ve söylemler:
  1. Héyvan etinin yiylmesini reddéder; bezileri qebul éder.
  2. Ya da belli bezi héyvanların etinin yéyilmesini meqbul görer, bezilerininkini meqbul görmez.
  3. Ya da etin néce yiyileceyini qurallara bağlayar.

Görüldüyü kimi, ferqli şexslerin, grupların, topluluq ve toplumların; toplumsal ve fiziksel çévredeki deyişik uyarıcılara ilişkin tepkileri, iqtidar ilişkilerinde başat qonumda bulunan belli kesimlerin: 1. Deyer sistemleri (anlam kodları, heqiqet inancları) 2. Hiyerarşik ilişkiler düzenini oluşduran yazılı ve sözlü quralları bağlamında tasarlanmaqdadır. Bélelikle de deyişik doğru-yanlış oyunları temelinde hörülen; sévimli ve sévimsiz çeperler ya da könüllü ve mecburi esaretler (ki könüllü olunca özgürlük ya da azadlıq olaraq alğılanar) insan ömrünü tüketmeye devetiyeler çıxardarlar.

Bilgi ve iqtidar arasında néce bir ilişgi vardır?

Bilgi sosyolojisinin quramsal temelini atanlardan biri sayılan Mannheim, Nietzcshe ve Marx’ın düşüncesinden yola çıxaraq; kökleşik épistémolojinin tersine, bilgi sorunsalını sadece tarixsel ve yapısal bir sorunsal olaraq déyil, siyasal ve éylemsel bir sorunsal olaraq da görer. Mannheim, ilişkiselçilik qavramıyla düşünce ve éylem arasındaki qopuqluğu bitişdirib bütünleşdirmeye çalışarken siyasal iqtidarın rolu ve étkisine de diqqetleri çeker.

Mannheim, bilginin ve bilme fealiyetinin ancaq bir baxışaçısı ve axış içinde mümkün olabilerliyini ileri sürer. Nesneler/şéyler ancaq bir baxışaçısı(ları) aracılığı ile qavranabiler. Bununla birlikde bilgi, baxışaçısından bağımsız bir failin ürünü déyildir. Bu da toplumsal éyleyiçilerin, belirli çıxar/menfeet ve güc rabitelerinden bağımsız düşünmeyib éylemedikleri anlamına geler.

Mannheim bilme éylemini, bir şéyle ilgili bir yarqıda bulunma étkinliyi olaraq görer. Bu yarqı belirli bir baxışaçısı ve ölçütlere dayandığı üçün görelidir. Dolayısıyla da bir şéy(ler) haqqında fail(ler) terefinden üredilmiş olan bilgi, o şéy(ler) haqqında, o fail(ler)in göreli olaraq kesdikleri bir hökümdür.

Foucault kökleşik tek yönlü iqtidar/qudret tanımını yıxar ve iqtidarın siyasal anlamda sadece idare édenlerin tekelinde olmadığını ileri sürer. O, iqtidarın merkezsiz ve her yérde olduğunu vurğulayar. Foucault bu bağlamda hem fail hem de yapıdan qaçınan kökden ferqli bir iqtidar qavramı ortaya atar. O, iqtidarı “öz hörgütlenmelerini/teşkilatlanmalarını özü oluşduran, güc ilişkilerini dönüşdüren, güclendiren ya da tersine çéviren bir sürec ve bu güc ilişkilerini étkili qılan stratéjiler olaraq anlaşılmalıdır” diye, tanımlayar.

İqtidar ilişkileri, toplumsal ilişkilerin qılcal damarlarına qeder işler. Ferdler yataq otaqlarında béle qudret rabitelerinden bağımsız déyiller. İktidarın étkileri ferdlerin bedenine yansıyar. Şexslerin duyğu, düşünce ve davranış biçimleri (sévincleri, kederleri, doğru ve yanlış qebulları, yaşam terzleri vb.) iqtidarın étkilerini yansıdar. Beden, iqtidar hökümlerinin daşıyıcı ve éyleyicisi olar. Bedenin énérjisi iqtidarın amacları uğruna tükedilmek üçün yönlendiriler.

Foucault, “Bilgi iqtidardır ya da iqtidar bilgidir” özdeşleşdirmesini reddéder. O’na göre bilgi, söylem biçimleri ve hezzin üredilmesini sağlayan bir aracdır. Foucault’a göre bilgi, özgürleşmenin önünü keserek gözetlemeye, düzene soxmaya, disipline étmeye yönelik bir kip halını alar. Bilgi ve iqtidar birbirlerini içerer ve birbirinden çözülebilmez.

Éyleyenler; iqtidarın étkisi, qurğusu, daşıyıcısı ve aracıdır. Éyleyeni çözümleyebilmek üçün iqtidarı çözümlemek gereker. Éyleyenler toplumsal ilişkiler ağında, iqtidar terefinden biçimlendiriler. Fail iqtidarın el qoyduğu bir bilinçle teçhiz édiler. Qıssacası, iqtidar faili üreder.

Bilgi ve bilgiye sahiblik ilişkisi,

Francis Bacon, “bilmek hakim olmaqdır” déyer. “Bilmek” ile “hakim olmaq” arasında doğrusal bir ilişki vardır anlayışı, Zygmount Bauman terefinden de beslener. Bauman “bilgiye sahib olmaq iqtidardır” déyerken: bilgi-iqtidar ilişkisini sahiblik meselesine bağlayar. O déyer, “iqtidar sahipleri umum xalq yararının ya da amülmenfeenin… ve ona en uyğun davranış hörüntüsünün ne olduğunu; bu davranışı néce méydana çıxaracağını ve qalıcı olmasını néce güvence altına alacaqlarını bilmeliydi. Bu bécerilerin her ikisini de elde étmek üçün başqa insanların sahib olmadıqları belli bilgileri ele géçirmeleri lazımıydı.” Bu belli bilgiler “dövlet sırrı” adı altında idare édenlerin tekelinde tutlar.

Günümüzde yapılanmaqda olan toplum biçimi(leri) ferqli filozof ve sosyoloqlar terefinden deyişik adlandırmalarla adlandırılmaqdadır. Bu adlandırmaların önde gelenlerinden biri de bilişim toplumu adlandırmasıdır. Bilişim toplumu şertlerinde, artıq bilgiye erişim sürecindeki imkansızlıqların önünün, önemli ölçüde açıldığı görünmekdedir. Dolayısıyla da bir bilgi küflenmesinin yaşandığı bir dönemden söz édilebiler. Bu şertler altında anlamlı bir ölçüde, bilgiye erişebilme işlemi, artıq eskisi kimi çetin déyildir ve bilgi tekelçiliyinin duvarları çatlamış hetta yarılmışdır.

Bu durumda, béle bir soru sorulabiler: bugünün şertlerinde bilgi ve iqtidar ilişkisi néce sürdürülmekdedir ve néce açıqlanabiler? Bilişim toplumu şertlerinde bilgi ve iqtidar ilişkisine baxıldığında, bilginin yéniden tasarlanması ve qullanıma ya da istifadeye sunulması işleminin temel bir étki ve öneme sahib olduğu görülmekdedir. Bu da, bilgini qullanabilen ya da onu yéniden tasarlayaraq qullanabilen iqtidarını uyğulayabiler, anlamına gelmekdedir.

Yuxarıda déyinildiyi kimin; Mannheim herhankı bir şéy haqqında bir şéy “bilme”, o şéy haqqında “yarğıda bulunmaq”dır, déyer. Éle ise, bilen insan, yarğıda buluna insandır. Dolayısıyla, yarğıcdır.

Meselen; İran’da Fars olmayan diger étnik azınlıqların, basqıcı uyğulama ve müeyyideler altında bir kültür-qırımı politikası qapsamında Farslaşdırma sürecine tabé tutulmasını bilmek ve qınamaq, bir yarğıda bulunmaq ya da bir qezavet étmek anlamına geler. Burada önemli olan şéy: bilinen ve yarğılanana ilişkin ne édilmekdedir, sorusuna vérilen cevabdır. Yani hakim ya da yarğıc olmaqdan bir éyleyici olma aşamasına géçilebilinmişdir mi? Géçilmişse, ne éylenmekdedir, sorusunun cevabı, ilgili sorunların çözümüne géçerli ve étkili çözüm önerileri sunma açısından, stratéjik bir öneme sahibdir.

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Back to Top